.jpg)
Futbol Dünya Kupası yaşadığımız, bir türlü vazgeçemediğimiz kronik bir açmazı bir kez daha yüzümüze vurdu. Bir başarısızlığın kökenini analiz edip ona göre bir çıkar yol ya da derman arayacağımıza, bireyleri suçlamak, eleştirmek beyhude. Yok saçını boyuyormuş, yok bıyığını uzatmışmış, bunlarda ruh yokmuş! Bunlar gençliğini hep kavruk, baskı altında yaşamış, medeni dünyanın vasıflarına imrenerek değil hasetle kıskançlıkla bakmış, kırıcı yapıların tezahürüdür. Birey olamamışlığın, sürü tezahürünün sonucudur.
Sahadakiler bir futbolcudan öte birer insandırlar. Onlar iyi futbol oynayan birer insandır. Onları önce insan olarak kabul edin. Onlar bir gazete başyazarının yakıştırdığı “gladyatör” değildirler ! Gençdirler, delikanlıdırlar. Hangimiz onların yaşlarında yanlışlarla dolu değildik. Yaşantımızın son çeyreğinde bile yanlışlarımızdan öğreti alıntılamıyor muyuz?
Başlığımız tüm bu tür yaklaşımların özünü ortaya koyuyor : Bir hata ya da yanlışlıkla karşılaşmamış olmanın verdiği yapay hatta kopyalanmış bir üstünlük duygusundan uzak durulmasının önemini vurgular. Şahane bir özdeyiş.
Sporu spor olarak kabul etmeyip milletlerarası bir üstünlük yarışı haline sokulması beni fevkalade rahatsız ediyor. Çünkü sporun o eşsiz saflığı-arılığı gittikçe soluklaşıyor! Beyinsel gelişimini tamamlayamamış kişilerin görgüsü, bunu kaldırmadığından saldırganlık boy gösteriyor! Neşe, sevgi ve heyecan yerine bıçaklarla, küfürle bezenmiş halde maça gidenler oluyor. Tabi ki “hakemleri stada kitleyen yöneticilerin olduğu bir yerde sustalıyla maça gidenlerin olması da normaldir” diyebilirsiniz! Yani olay tepeden tökezleniyor…Temelden değil.
Organizasyona haftalar varken “kupayı alıp geleceğiz” gibi kibir dolu beyanatlar yersizdir. Kompleks göstergesidir. Bakkaldan ekmek almaya değil, Fransa, Brezilya, Arjantin, İspanya, Almanya, İngiltere, portekiz gibi her birinden en az 5 gol yediğiniz devlerin bulunduğu Dünya Kupasında başarı aramaya gidiyorsunuz!
Bir Türk’ten daha fazla Türk olduğunu hissettiğini söyleyen bir antrenör düşünün ki 5 yılı aşkındır bu ülkede yaşar, bilfiil çalışırken hala bu ülkenin dilini konuşmuyor. Öğrenmeye de tevessül etmiyor. Böyle bir adamın inanılırlığı tartışılmaz mı? Mütevazi ve olgun kişiliği de öyle güzel oynuyor ki “pes” demek gerek! Değme aktör beceremez. Adana Demirspor’dan sonra ulusal takım için hafif kaldığı kanaatindeyim. Gerçi Adana takımının o ayrıldıktan sonra düştüğü yeri düşünürsek onun da çatısını da kurmakta pek başarılı olduğu söylenemez!
Bakınız dünyanın tartışmasız en başarılı antrenörü olan Carlo Ancelotti, İtalyanca, İngilizce, Fransızca, İspanyolca ve Portekizce olmak üzere tam 5 dil bilmektedir. Bunların çoğunu iş yapacağı ülkeye giderken öğrenmiş. “Yeni bir ülkede göreve başladıktan itibaren 6 ay içerisinde orada basının karşısında konuşacak kadar yerel lisanı öğrenmemeyi kabul edilmez buluyorum…Yaşadığınız ülkenin dilini öğrenmek çevreyle, oyuncu ve yöneticilerle net iletişim kurabilmek, takımla bütünleşebilmek ve en önemlisi o ülkeye saygı için bir mutlaktır.” Daha ne söylesin!
Santraforsuz bir ulusal takım olabilir mi? Fişek gibi iki forveti olan bir takımın karşısına kağnı gibi ağır bir savunma kurgusuyla çıkılır mı? Daha ilk dakikada 5 metre geriden gelip tüm savunmayı ipe dizerek golünü atan bir adama karşı bir çare üretmek için maçın son çeyreğine kadar beklenir mi? Üstelik rakip adamını da değiştirmişken! Bunları düşünürken bile acı acı gülüyorum. İnsaf yahu! Bunlara neşter vurmak ancak son maçta (zevahiri kurtarmak için) mı akla gelir?
Sonuç olarak futbolda esamesi bile okunmayan ABD, Avustralya ve Paraguay gibi ülkelerin yer aldığı en zayıf grupta sonuncu olduk. 2 gol yiyip yenildiğimiz ABD’de, bizim futbol (Amerikan futbolu, basketbol, beyzbol ve buz hokeyinden sonra) ancak 5. sırada yer alıyor. Futbola o denli yan bakıyorlardı ki, federasyon, Poschettino gibi saygın bir antrenöre verecek maaşı derleyemedi. Bir milyarderin bağışını kabul etmek zorunda kaldılar.
Bizde ise hadi evsahibini bırakın, Avustralya ile Paraguay karşısından bile yaşanılan yenilginin başlıca sorumlusu olan son derece başarısız bir antrenörün iş akdini feshetmek varken, siz ülkeye büyük başarılar yaşatmış, dünyanın en etkin 50 futbol adamı arasına girmiş biriyle yersiz bir tartışma başlatmayı nasıl düşünebilirsiniz? Neyi unutturacaksınız? Sosyal medyada yer almak sizin için bu denli önemli mi? Spora lütfen tehdit vs. sokmaya çalışmayınız. Spor bunu kabul etmez. Spor aynı gerçekler gibi püritandır. Eninde sonunda ortaya çıkıp, galebe çalar, insanı mahçup, rezil, rüsva eder!
Hoşkalınız.
B. EMRE
English