Tenisin en büyük turnuvaları tartışmasız grand-slam olarak adlandırılan Avustralya Açık, Roland Garros (Fransa Açık), Wimbledon ve ABD Açık’tır. Bunların arasında en saygınları Wimbledon ile Roland Garros’tur. Avustralya ise oyunculara sağlanan hizmetlerin enginliği dolayısıyla en sevilendir.
Dünyamızda tenis ile uğraş veren kime isterseniz sorun bu grand- slamler arasında, “ABD Açık”, bir “Tenis Sirki (Tennis Circus)” olarak anılacaktır.
Bu turnuva adeta ABD’nin bir aynasıdır. En büyük, en kalabalık, en yüksek ödüllü, en neşeli, en esrik, en müzikli, en uzun saatlerce oynanılan, en en en en ! Her ama her unsurun en büyüğü en fazlası! Orası New York; yerel halkın deyişiyle “Büyük Elma” (Big Apple). Adeta dünyamızın bir megapol olarak gelip o bölgeye topluca konuşlanmış hali!
Buradaki güruhun (!) kortta ter döken sporculara karşı saygısı epey seyrektir. Gülerler, naralar atarlar, esriktirler, en abuk subuk dansları ederler…Merdiven aralarında jimnastik yapanlara bile rastlayabilirsiniz! Gönül verdikleri sporcuların rakiplerini bozmak için her türlü kepazelik mübahtır! Tam bir “KAOS”dur ABD Açık! Tenisin başlıca gereksinimi olan sessizlik ve sukunet, o vahşi birikimin içinde adeta apansız sise düşmüş bir vasıta gibi ağır ağır çıkış arar.
Bu yıl bir grand-slam’in ilk turlarında alıştığımız sansasyonel sürprizler pek yoktu. Bunun başlıca nedenlerinden biri de bilhassa erkek tenisinde oyuncular arasındaki farkın gittikçe daralmasıdır. Evet Sinner ve Alcaraz bir süredir sisteme egemen oluyorlar ama ya diğerleri? Her an biri pıtrak gibi çıkıp takılıyor zirveye. Bakınız artık Djokovic’i bile sayamıyorum!
Kadınlar ise, üstün bir form tutturan Swiatek başta, ardından da Sabalenka ve sonra Gauff olmak üzere epey bir süre lider kadroyu oluşturacaklardır. Belki de biraz Rus Andreeva onları kovalıyabilir. Diğerleri bence biraz ardçı olarak, ikinci sınıf kalıyorlar!
İşte bu kaosun içinde minik bir Türk’te vardı bu yıl. Bir taze nefes ferahlığındaki Zeynep Sönmez, yine bir grand-slam’de umutları yeşertti. İlk turu geçti. Geçerken de son derece agresif taraftarlarla bezeli bir kortta, evsahibi ABD’li bir rakibi alt etti.
Dünkü rakibi ise WTA’da 16.sırayı görüp, 6.5milyon doları kasasına koymuş, tam bir tecrübe örneği hatta “kaşar” diyebileceğimiz Ukraynalı Kostyuk idi. Yine de dişediş bir mücadele örneği verdi Zeynep Sönmez.
Böyle bir ahval ve şerait içerisinde tenisçimizden olmazı beklemek haksızlık olur. Onun konumunda önemli olan doğru tenise odaklanmaktır. Sorunsal vuruşlarını düzeltip, kritik maçları kazanma tecrübesine ermektir. Ace atamıyorsa da, servisini rakibi rahatsız edecek, onu rayın/koridorun dışına atacak hale getirmesidir.
Sadece maçlardan ve medyadan izleyip, tanıyanlardan duyduğum kadarıyla olgun ve sabırlı bir yapısı var. Bunlar tenis koruğu bir ülkeden çıkıp profesyonelliğe adım atmış bir sporcu için bulunmaz nimettir. Yeter ki bilinmişliğin getirdiği o yalan, yavan ve yapaylıktan kendisini soyutlayabilsin!
Tenis stratejik düşünce gerektirir. Kortta sorunları çözümleyecek yalnız kendiniz varsınız…Dolayısıyla saniyelik hatta saliselik karar yetiniz olmalıdır. Her türlü açıyı hesaplamanız için gereken algı, düşün ve karar anlıktır. Üstelik bunları 650metrekarelik bir kortta ve üzerinize 200km süratle gelen bir top varken yorumlayıp çözümlemeniz gerekmektedir. Sabrınız ve algınız yetersizse vah size! İşte Zeynep Sönmez’in bu özelliklere sahip olduğunu düşünüyorum. Üstelik muhteşem de fikstür çekiyor…Yolu açık olsun!
Hoş kalıınız.