Dünyaca ünlü antrenör Federico Coppini, üçüncü kez kulübümüzde gerçekleştirdiği kapsamlı çalışma programı kapsamında farklı yaş ve seviye gruplarındaki sporcularımızla bir araya geldi. Yaklaşık bir ay süren bu süreçte antrenmanlara aktif olarak katılan Coppini, kulübümüz, sporcularımız ve tenis gelişimine dair dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
1. TED Spor Kulübü’nde üçüncü kez bulunuyorsunuz ve bu kamp süreci, burada geçirdiğiniz en uzun dönem oldu. Önceki kamplarla kıyasladığınızda bu süreci nasıl değerlendirirsiniz?
Bu süreç, önceki ziyaretlerime kıyasla tamamen farklı bir seviyede geçti. Daha önce burada bulunduğumda daha çok gözlem yapıyor, ortamı, kültürü ve oyuncuları anlamaya çalışıyordum. Bu kez ise daha derine inme fırsatı buldum—alışkanlıklara, günlük standartlara ve performansın arkasındaki gerçek yapıya.
En büyük fark süreklilik. Daha uzun kaldığınızda artık “antrenman seanslarını” değil, bir sistemi görmeye başlıyorsunuz. Oyuncuların nasıl çalıştığını, nasıl toparlandığını, nasıl düşündüğünü ve antrenörlerin nasıl davrandığını görüyorsunuz. Bir kulübün gerçek seviyesi de tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Şu an gördüğüm şey potansiyel—ama aynı zamanda istikrarsızlık. İyi oyuncular var, iyi niyet var, ancak henüz tam anlamıyla oturmuş, uyumlu bir yüksek performans kültürü yok. Asıl eksik olan da bu.
2. Dünyanın farklı ülkelerinde tenis oynayan sporcularla çalışma fırsatı buluyorsunuz. Bu perspektiften baktığınızda, Türkiye’de tenis altyapısı ve oyuncu potansiyelinin son yıllardaki gelişimini nasıl yorumlarsınız?
Açık konuşalım: altyapı gelişiyor, ancak tek başına altyapı şampiyon yetiştirmez.
Türkiye’de iyi kulüpler var, uluslararası deneyim artıyor ve eskisine göre daha fazla fırsat bulunuyor. Ancak asıl mesele kortlar, turnuvalar ya da tesisler değil—günlük standart.
Üst düzey oyuncular ara sıra gösterilen yüksek tempoyla yetişmez. Onlar acımasız bir süreklilik, disiplin ve net bir yön duygusuyla inşa edilir. Şu anda ise hala çok fazla dalgalanma var: zihniyette, antrenör kalitesinde ve beklentilerde.
Potansiyel var. Ama sistem olmadan potansiyel boşa gider.
3. Kulübümüz kısa süre içinde “Cevanşir Cup” ve “Nazmi Bari” gibi önemli turnuvalara ev sahipliği yaptı. Bu organizasyonların kalitesi ve sporcular açısından sağladığı katkılar hakkında neler söylersiniz?
Bu turnuvaların organizasyon seviyesi sağlam. Sporculara görünürlük, rekabet ortamı ve profesyonel bir deneyim sunuyorlar—ki bu çok önemli.
Ancak rahatsız edici gerçek şu: turnuvalar oyuncu geliştirmez, onları ortaya çıkarır.
Eğer bir oyuncu hazır değilse—teknik, fiziksel ve zihinsel olarak—turnuva sadece zayıf yönlerini gözler önüne serer. Bu yüzden bu organizasyonların gerçek değeri, tamamen öncesinde ve sonrasında yapılanlara bağlıdır.
Doğru kullanıldığında güçlü araçlardır. Pasif şekilde kullanıldığında ise sadece birer etkinlik olarak kalırlar.
4. Antrenörlük kariyerinizin yanı sıra yazılarınızla da sporculara ilham veriyorsunuz. Bu üretim süreci sizin için ne ifade ediyor? Yazılarınızla sporculara hangi mesajı vermeyi amaçlıyorsunuz?
Yazmak, antrenörlükten ayrı bir şey değil. Aslında aynı sürecin daha derin bir hali.
Yazarken gerçekten neye inandığımı netleştirmek zorunda kalıyorum. Klişelere yer yok, saklanmak yok. Bu da düşüncemi keskinleştiriyor ve beni antrenör olarak daha net ve isabetli kılıyor.
Vermeye çalıştığım mesaj basit ama rahatsız edici: yetenek abartılıyor, disiplin her şeydir ve çoğu oyuncu aslında verdiğini düşündüğü eforun çok altında bir seviyede çalışıyor.
Ben motive etmek için yazmıyorum. İnsanları uyandırmak için yazıyorum.
5. Tenis gelişim sürecinde velilerin rolü oldukça önemli. Sizce veliler, çocuklarının sporculuk yolculuğuna en doğru şekilde nasıl katkı sağlayabilir?
Çoğu ebeveyn yardım ettiğini düşünür. Aslında birçoğu sürece müdahale eder. Bir ebeveynin rolü; antrenörlük yapmak, kontrol etmek ya da kendi hedeflerini çocuğa yansıtmak değildir. Asıl rol; istikrar, duygusal denge ve uzun vadeli bir bakış açısı sağlamaktır.
Gördüğüm en iyi ebeveynler üç şeyi doğru yapıyor:
• Sonuçlara duygusal tepki vermiyorlar
• Sürece (ve antrenöre) güveniyorlar
• Oyuncuya baskı eklemek yerine onu baskıdan koruyorlar
Eğer bir çocuk ebeveyninden sürekli yargı, beklenti ya da gerilim hissediyorsa, performans uzun vadede mutlaka olumsuz etkilenir.
6. Sizce neden 85 milyon nüfuslu ülkede tek bir yıldız tenisçi çıkmıyor?
Üst düzey bir oyuncu yetiştirmek rastlantısal değil, sistematik bir süreçtir.
85 milyonluk bir ülkeden düzenli olarak üst düzey oyuncular çıkmıyorsa bu tek bir anlama gelir: sistem en üst seviyede doğru işlemiyor. Ve sorun yetenek değil. Sorun:
• Standartlarda farklılık
• Disiplin ve sorumluluk konusunda kültürel eksiklikler
• Kısa vadeli sonuçlara, uzun vadeli gelişimin önüne geçecek şekilde fazla odaklanılması
Üst düzey oyuncular, mükemmeliyetin istisna değil, normal olduğu ortamlardan çıkar. Bu ortam ise burada henüz tam anlamıyla inşa edilmiş değil.
7. Son olarak TED Spor Kulübü ile uzun soluklu bir iş birliğiniz var. Kulübün 90. yılını kutladığı bu özel dönemde, bu köklü yapıya dair gözlemlerinizi ve düşüncelerinizi paylaşır mısınız?
TED’in köklü bir geçmişi, itibarı ve güçlü bir temeli var. Bu bir avantaj—ama aynı zamanda bir risk.
Çünkü geçmiş, konfor alanı yaratabilir. Ve konfor gelişimi durdurur.
Kulüp, gerçek bir yüksek performans referans noktası haline gelmek için ihtiyaç duyduğu her şeye sahip. Ancak bunun için bir dönüşüm gerekiyor: gelenekten standartlara, itibardan günlük uygulamaya geçiş.
Asıl soru, TED’in 90 yıl boyunca ne olduğu değil.
Asıl soru: Önümüzdeki 10 yılda neye dönüşmeye hazır olduğu.
English